FARS DİLİ VE EDEBİYATI

زبان و ادبيات فارسی

 

GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE İRAN EDEBİYATINA KISA BİR BAKIŞ

Ali GÜZELYÜZ

Fars edebiyatının üç bin yıllık bir geçmişi vardır. Ancak M.Ö. 8-6. yüzyıllarda İran’a egemen olan Medler’den günümüze kadar ulaşan herhangi bir eser bulunmamaktadır. Günümüze kadar ulaşan en eski Farsça yazıtlar M.Ö. 6. ve 5. yüzyıllara ait olup Mani dini ile ilgili belgelerdir. Akamenitler döneminden kalan ve Sasanlılar döneminde kaleme alınan Zerdüştçülüğün kutsal kitabı Avesta da İran edebiyatının en eski örneklerindendir. Tarih, tıp, eczacılık, coğrafya ve din gibi konularda bu dönemden günümüze kadar ulaşan başka eserler de vardır.

İslâmiyet Sonrası Fars Edebiyatı

İslamiyet’ten sonra Araplar’ın saldırısı karşısında İranlılar’ın yenilgiye uğraması üzerine, İran üç yüz yıl süreyle Arap dil ve kültürünün etkisi altında kalmıştır. Samanlı Devleti’nin kurulmasıyla tekrar Fars egemenliği başlamış ve 999 yılına kadar devam etmiştir. Bu dönemden sonra İran 200 yıl süreyle Türkler’in, yaklaşık 300 yıl süreyle de Moğollar’ın egemenliği altında kalmıştır. Daha sonra İranlılar’ın İslâmiyet’ten sonraki ilk millî devleti sayılan Safevî Devleti kurulmuştur. Araplar, Türkler ve Moğollar’ın yönetimi altında yaklaşık 800 yıl yaşayan İranlılar, bu süre içinde kendi milliyetlerini kaybetmemiş, aksine o yöneticilere Fars dili ve edebiyatını sevdirerek bir bakıma onları Farslaştırmışlardır. Tahirî ve Saffarî dönemlerinden günümüze kadar ulaşan şiirlerin sayısı az olduğundan o dönemlerin genel üslubu hakkında bilgi vermek güçtür. Yapılan araştırmalar, ilk Farsça şiirlerin kaside şeklinde olduğunu ve bu şiirlerin, Arap kasidelerinin taklit edilerek söylendiğini göstermektedir. Sonraları mesnevi türünde de şiirler söylenmeye başlanmıştır. Bu dönemlerde söylenen şiirlerin konusu genel olarak aşk, övgü ve nasihattir. Bazı kelimelerin Pehlevî diline yakın bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Samanlılar döneminden itibaren ise gazel ve rubai gibi diğer şiir türleri de kullanılmaya başlanmış ayrıca nesirde gelişmeler kaydedilerek edebiyat, bilim ve tarih alanlarında önemli eserler verilmiştir. Gazneliler döneminde de Şahnâme adlı eserin sahibi Ebulkâsım-ı Firdevsi gibi ünlü şair ve edipler yetişmiştir.

Selçuklu sultanları şair, edip ve bilginleri desteklediklerinden, Selçuklular döneminde Nasır Hüsrev, Enverî, Ömer Hayyam, Attar, Gazzali gibi önemli şair ve bilginler yetişerek güzel eserler bırakmışlardır. Bu dönemde Fars edebiyatı en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Moğollar ve Timurlular döneminde ise şair, edip ve âlimlere yapılan baskılar nedeniyle bilim ve edebiyat çökmeye yüz tutmakla birlikte Sa’dî Şirazî, Mevlana Celaleddin, Hafız Şirazî, Abdurrahman Câmî gibi değerli şair ve edipler yetişmiş ve çok güzel eserler bırakmışlardır. Bu dönemde Mevlana gibi çok sayıda kişi, Moğollar’ın zulmünden kaçarak Anadolu’ya göç etmiştir. Moğol ve Timurlular’ın engellemelerine rağmen bu dönemde özellikle tıp, astronomi ve tarih yazıcılığı konusunda önemli eserler verilmiştir. Ayrıca felsefe ve matematik alanında Nasîrüddîn-i Tûsî ve Kutbüddîn-i Şirazî gibi bilim adamları ortaya çıkarak İbni Sînâ ve Fârâbî’nin felsefesini, Öklidis ve Batlamyus’un eserlerini şerh etmişlerdir. Safevîler döneminden itibaren Fars edebiyatı yeniden dirilmeye başlamıştır. Özellikle Hindistan ve Anadolu’da Fars dili ve edebiyatı geçerlilik kazanmış ve önemli şair ve edipler yetişmiştir. Bu dönemde tezkire ve sözlük yazıcılığına ilgi artmış; hat, tezhip, resim, mimari ve çinicilik gibi sanatlar çok gelişmiştir. Bu dönemde yetişen şairler arasında Vahşî-yi Bâfkî, Örfî-yi Şirazî, Saib-i Tebrizî ve Kelîm-i Kâşânî sayılabilir.

Meşrutiyet Sonrası İran Edebiyatı

XIX. yüzyıldan itibaren Avrupa’da hızlı ilerlemeler kaydedilmeye başlanmıştır. Fabrikaların ve üniversitelerin sürekli artıp gelişmesine paralel olarak milletlerin birbirleriyle olan ilişkileri de artmaktaydı. Avrupa’dan İran’a askerî ve siyasî heyetlerin gelip gitmesi, İran halkının Batı’yı tanımasına neden olmuştur. Bu tanışma sonucu İran’da da Avrupa tarzında değişimler başlamıştır. Bu dönemde İran’da gerçekleşen Meşrutiyet hareketi, çok bariz bir modernleşme hareketi olarak algılanabilir. Meşrutiyetle birlikte İran’da ilk üniversitelerin açılması ve matbaaların kurulup gazetelerin basılması sonucu halk; insan hakları, eğitim eşitliği, yoksullukla mücadele gibi konularda aydınlanmaya başlamıştır. Sosyal değişim, edebiyata da yansımış, batı edebiyatlarından yapılan öykü ve roman çevirileri taklit edilerek Farsça öykü ve romanlar yazılmıştır. Abdurrahim Talibof, Zeynelabidin Meragaî, Seyyid Muhammed Ali Cemalzâde gibi yazarlar, halkı bilinçlendirme yönünde eserler yazmışlardır. Şiirde de yenileşmeye gidilmiş ve klasik şiirden yavaş yavaş uzaklaşılmıştır. Sonraları Sâdık Hidâyet, Bozorg Alevî gibi yazarlar gerçek anlamıyla modern İran öyküsünü başlattılar. Nimâ Yûşîc de modern İran şiirinde kendi adıyla anılan yeni bir tarz geliştirmiş ve bu tarz, kendisinden sonraki şairler tarafından benimsenmiştir.

İslam Devrimi Sonrası İran Edebiyatı

1979 yılında İran’da İslam devriminin gerçekleşmesi ve İslam cumhuriyetinin kurulmasıyla birlikte, siyasi partiler ve gruplar ülkede emperyalizme karşı çeşitli faaliyetler başlattılar. Ortam bütünüyle siyasallaştı. Yine aynı yıl, ABD elçiliğinin öğrenciler tarafından işgal edilmesi, Amerika karşıtı mücadelelere yeni bir boyut kazandırdı. Bu arada Şura Meclisi ve cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı. Bir yıl sonra ise, yani 1980 yılında Irak’ın İran’a saldırı düzenlemesiyle birlikte sekiz yıl sürecek olan İran-Irak savaşı başladı. Savaş havası bütün ülkeyi kapladı. Bu arada ülke içindeki muhalif gruplar da yönetime karşı silahlı mücadelelere kalkıştılar. Bu olaylar karşısında, özellikle yazar ve düşünürlerin çalışmaları, savaşın bitimine kadar iniş-çıkışlara maruz kaldı. 1988 yılında savaşın sona ermesiyle birlikte İran’da yapılanma dönemi başladı. Bu dönemden itibaren İran’da özellikle kültür ve teknoloji alanındaki modernleşme (modern sinema, uydu yayını, bilgisayar, internet vs.) günden güne artmaya başladı. Bu durum, aydınlara yeni ufuklar açtı.

Dünyadaki diğer gelişmeler de (Sovyetler Birliği’nin dağılması, tek kutuplu dünya düzeni düşüncesi vs.) toplumdaki aydın insanların zihninde derin etkiler bıraktı.

Savaştan sonra, yeni neslin kitap ve yayınlara ilgi göstermesi, İran’da yayıncılığın yeniden canlanmasına yol açtı. Gençler, çeşitli konularda yerli ve yabancı yazarların eserlerine –hatta yıllarca yasaklanmış olanlar da dâhil- yöneldi. Gençlerin kültürel kişiliklerinin oluşmasında bu eserlerin etkisi büyük olmuştur.

1980’li yıllarda özellikle dergi yayıncılığı çok gelişti. Çok sayıda kültür, sanat, edebiyat ve düşünce dergileri yayın hayatına başladı. Yazarlar, romandan çok kısa öyküye yöneldiler ve o dönemin toplumsal ve siyasi olaylarını yazılarının konusu yaptılar. İlk yıllarda yayınlanan öykülerin çoğunda savaş sembolleri ya da şah dönemindeki siyasi tutukluların direnişleri konu olarak işlendi. Bir yandan dini görüşlü yazarlar, savaşta şehit olanların ya da cephede savaşanların kahramanlıklarını ele aldılar; öte yandan aydın görüşlü yazarlar, savaşın musibetlerinden söz ettiler. 1980’den 1990’lı yılların başına kadar yayınlanan öykülerin önemli bir bölümünde savaş cephelerindeki günlük hayat, askeri operasyonlar, esirlerin düşman hapishanelerinde gördükleri işkenceler, sivil bölgelerdeki perişan hayat, yıkımlar, ölümler, işsizlik gibi konular göze çarpmaktadır. Bu dönemde yazılan savaşla ilgili öykülerin çoğu anı şeklinde kaleme alınmış olup sanatsal yönleri zayıftır.

Bu dönemdeki dini görüşlü yazarlar arasında “Nursuz İki Göz”, “Sultanın Havuzu”, “Kristal Bahçe” gibi eserlerin yazarı Muhsin Mahmelbaf; “Gizli Tanıdık”, “Uzun Yıllar” gibi eserlerin yazarı Muhsin Süleymani; “Hoşça Kal Kardeşim” eserinin sahibi Rıza Rehgozer; “Dağ ve Çukur”, “Mor Yıllar (roman)” gibi eserlerin yazarı İbrahim Hasan Bigî; “Soğuk Yıllar”, Toprak ve Kül”, “Güneşin Yandığı Gün” gibi eserlerin yazarı Firuz Zenuzi Celali; “Beni İnandır Süleyman”, “Deniz Kuşları Suyun Bu Tarafında Ölüyorlar” gibi eserlerin sahibi Mustafa Cemşidi; “Cüzamlılar Vadisi” ve “Zincirdeki Melodi” romanlarının yazarı Misak Emir Fecr; “Ziyafet” ve “İki Güvercin, İki Pencere, İki Uçuş” gibi eserlerin sahibi Seyyid Mehdi Şucai; “Kayalar, Uçuşlar ve Onbeşinci Kişi” adlı eserin yazarı Cihangir Hüsrevşahi’nin adını saymak mümkündür.

Aynı dönemde eserler veren aydın görüşlü yazarlar arasında Rıza Beraheni, “Düğünden Sonra Ne Oldu?”, “Ölülerin Sesi” gibi eserlerinde Şah döneminde cezaevlerinde kalanların psikolojik anılarını anlattı; “Ülkemin Sırları” adlı 3 ciltlik romanında ise altmışlı yıllardan itibaren İran tarihini efsanevi bir üslupla anlatarak toplumdaki bozuklukları açığa çıkardı. Ahmed-i Mahmud, İsmail-i Fasih ve Gülşirî de romanlarında tarih, savaş ve toplumdan söz ettiler. Devletabadî ise köylerin görünen ve görünmeyen yönlerini gözler önüne serdi. Simin-i Danişver, kısa öykülerinde ve romanlarında tarihten topluma bir pencere açtı. Taki-yi Muderris, romanlarında hem tarihten hem de çağdaş toplumun ruh halinden ve davranışlarından söz etti. Şehrnuş-i Parsipur ise romanlarında İranlı kadınların efsanevi iç boyutunu canlandırdı.

Özellikle savaştan sonraki yıllardan itibaren İran’da roman yazarlığı doruğa ulaştı. Yine aynı dönemde Doğulu ve Batılı modern yazarların eserleri Farsçaya çevrilmeye başlandı.

Son yirmi yılın önemli yazarları arasında “Kanlı İnek”, “At Kellesi” gibi eserlerin sahibi Cafer Muderris-i Sadıkî; “Emeklilik”, “Yağmursuz Gökgürültüsü ve Şimşek”, “Gizli Plan”, “Rüzgârda Yalınayak” adlı eserlerin sahibi Muhammed-i Muhammedali; “İki Manzara”, “İdrisiler’in Evi” adlı eserşerin yazarı Gazale Alizade; “Ah İstanbul”un yazarı Rıza Ferruhfal; “Kuşatmasız Bahçe”, “Bir Lambanın Yandığı Yer” gibi eserlerin sahibi Muhammed Zerrin; “İnci Hatun” eserinin sahibi Firişte Sari; “Benimle Koşan Leoparlar” eserinin sahibi Bijen Necdi; “Böyle Bir Dans” adlı eserin sahibi Mehnaz Kerimi; “Bütün Akşamlar Gibi (öykü)”, “Lambaları Ben Söndüreceğim (roman)”, “Alışacağız (roman)” gibi eserlerin sahibi Zoya Pirzad; ayrıca yine öykü ve romanlarıyla ün kazanan Muhammed Rıza Safderi, Mustafa Mestur, Yar Ali Purmukaddem, Ali Hodayi gibi yazarları saymak mümkündür. Kadın yazarlardan Furug Şihab, Sepide Şamlu, Ferhunde Akayi, Leyla Riyahi, Feride Razi, Ferzane Kerempur, Mahbube Mirkadiri, Furug Hamidiyan, Ferzane Kerempur, Tahire Riyasetipur, Feride Laşayi, Meh Kame Rahimzade, Ruya Şapuriyan, Peri Sabıri, Puran Ferruhzad, Fehime Rahimi, Nesrin Sameni gibi yazarlar da eserlerinde sosyal, siyasal ya da tarihsel konulara değindiler ve İranlı kadının kaybolmuş hüviyetinin arayışında eski toplumsal gelenekleri eleştirdiler.

İslam Devrimi sonrası İran şiirinde, ilk başta Nima tarzı şiirden uzaklaşıldı. Ancak bu durum fazla sürmedi ve yeniden aynı üslupta şiir söylenmeye başlandı. Savaş yıllarındaki şiirler daha çok dini temalardan oluşmaktadır. Savaş, şehitler, vatan gibi konular ele alındı ve özellikle Kerbela olayının kahramanı Hz. Hüseyin’i öven şiirler söylendi. Serbest şiirin yanında gazel türü de çok kullanıldı. Sön dönemde ise şiirde daha çok toplumsal konular ele alınmaya başlandı. Bu dönemin ünlü şairleri arasında Muhammed Ali Behmeni, Hüseyin Münzevi, Menuçehr-i Nistani, Simin-i Behbehani, Kayser-i Eminpur, Hüseyin İsrafili, Nasrullah-ı Merdani, Mirhaşim-i Miri’yi anmak mümkündür.