FARS DİLİ VE EDEBİYATI

زبان و ادبيات فارسی

 

Muhammed Rıza Şefî'î Kedkenî

Çeviren: Ali GÜZELYÜZ

Araştırmacı, şair, yazar, eleştirmen ve çevirmen gibi çok boyutlu bir kişiliğe sahip olan Muhammed Rıza Şefî’î Kedkenî, 1939 yılında Nişabur’un Kedken köyünde doğdu. Başlangıçta medrese eğitimi gördü. Daha sonra üniversite öğrenimini Meşhed ve Tahran’da tamamladı. Tahran Üniversitesi’nde Fars Dili ve Edebiyatı üzerine doktora yaptı. Daha sonra Tahran Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde yıllarca edebiyat profesörü olarak görev yaptı.

Kedkenî, sosyal ve sembolik yeni İran şiirinin en belirgin simalarındandır. İran-İslam düşüncesinin zenginliğini, sade ve sembolik bir dille şiirlerinde yansıtmaktadır.

Şiir kitaplarından bazıları:

Der Kûçe-bâğhâ-yı Nişabur (Nişabur Sokaklarında)

Bû-yi Cû-yi Mûlyân (Mûlyân Irmağı’nın Kokusu)

Hezâre-yi Dovvom-i Âhû-yi Kûhî (Dağ Ceylanının İkinci Milenyumu)

 

Kedkenî’nin şiirlerinden örnekler:

KURTULUŞ

Gözünün önünden geçiyor, her adımda

Yıldızlara alışkın binlerce çalı ve yonca

Ayaklarının altında ezilecek bir anda.

 

Yağmura, çiçeklere alışık olmayan sen,

Nereden bileceksin,

"İnsanı ve toprağı kurtaracak" olanın

"Güzellik" olduğunu?

 

YARDIM ELİ

Yağmura bir mektup yazarsan

Benim de selamımı yaz

Dumanlı ve tozlu gönülden, selamımı.

 

Güneşe mektup yazarsan

Benim de selamımı yaz

Bu ümitsiz soğuk geceden, selamımı.

 

Denize mektup yazarsan

Benim de selamımı yaz

“Eğer”, “ah”, “acaba” ile selamımı.

 

Çöl kuşlarına, o arayışlarda

Benim de selamımı yaz

Bir mektup yazarsan

İstekler penceresinden

Uçma özlemiyle dolu bir selam.

 

GEOMETRİ DERSİ

Önce, yeşil bir aşk

Ve aşk, kızıl bir kalbin içinde

Ve kalp, kendi gönlü ve aşkıyla

Her zaman mutlu olan

Bir kuşun göğsünde atıyor.

 

Kuş, bir sapın üzerinde

Sap, bir dalın üzerinde

Ağaç, bir ormanda

Ve orman, bulut ve sisin içinde

Yüce evrenin bir köşesidir, bulut ve sis.

 

Elde etmeye çalışın şimdi,

Evrenin birkaç katı olan

Aşk sahasını.

 

İYİ YOLCULUKLAR

Kitre ağacı sordu rüzgâra:

-        Nereye böyle aceleyle?

-        Canım sıkıldı buradan,

Seyahat etmek istemez misin sen de,

Çölün bu tozlarından?

-        Tek isteğim bu ama

Ne yapayım, bağlı ayağım…

-        Nereye böyle aceleyle?

-        Bu vatan dışında benim vatanım olacak herhangi bir yere.

-        İyi yolculuklar sana! Ama Allah aşkına, dostluğumuzun hatırı için,

Sağ salim geçince bu dehşet çölünden,

Selamımı söyle,

Tomurcuklara, yağmura.

 

HALLAC

Yeniden göründü aynada:

Rüzgârda dalgalanan saçlarıyla,

Ve kızıl “Ene’l-Hak” şarkısı,

Dolanıyor yine dilinde.

 

Aşk namazında ne okudun sen?

Ki yıllar oldu darağacına çıkalı

Ve bu yaşlı muhafızlar

Senin ölünden

Hâlâ korkuyorlar.

 

Senin adını simgeli bir şekilde

Dudak altından mırıldanıyorlar,

Nişabur’un rintleri,

Sarhoşluk anlarında,

-sarhoşluk ve doğruluk-

 

Darağacında,

Sessiz dururken sen,

Biz:

Seyirci akbabalar topluluğu,

Görevli bekçiler

Ve özürlü görevlilerle birlikte,

Sessizce durduk.

 

Seher vakti rüzgârı,

Nereye götürdüyse

Senin külünü,

Orada bir insan yeşerdi topraktan.

 

Nişabur sokaklarında,

Gece yarısı sarhoşları,

Senin kızıl şarkılarını

Terennüm ederek

Mırıldandılar,

Yeniden.

 

Dillerde dolaşıyor hâlâ, senin adın!

 

AŞKA ÖVGÜ

Bir kelime değil, bir manadır aşk,

Yukarıdaki âleme uzanan bir merdivendir.

 

Yaşamla düğümlenince ölüm,

Aynanın derinliklerinde görünür aşk.

 

Ölmek sanatı mıdır acaba,

Böylesine büyülü ve güzel olan aşk?

 

Yüce bir durumdur doğrusu,

Ölmek ve yeniden doğmak ölümde.

 

Belirsiz ve anlamsız bir sözcüktür,

Ama mananın tecellisidir başlı başına.

 

Düşüşü aslında yükseliş olan

Sonsuz bir uçurumdur aşk.

 

Kendine benzeyen bir tanrı yaratmak,

Ebedi kılmaktır arzu ve istekleri.

 

Bedenle başlar aşk,

Allah bilir, nereye varacağını.

 

Yasak kapıdan geçiştir aslında,

Yarının huzuru olan kapıdan.

 

Zamanın tam ortasında ortaya çıksa da

Zaman kavramı yoktur aşk adasında.

 

Kokusunun sarhoşluğunun kaynağı Allah olan

Kırmızı bir güldür aşk, kıyamet gününün sabahı.

 

Aşkın yakıcı haset ve kıskançlığı

Can verir kendisine tahammül edene.

 

Töre ve hor görme, düşmanıdır onun

Bizim yok oluşumuzdur, ondaki kavuşma.

 

Yalnız bir beden olsa da sonu,

Bedenden can yaratmaktır aşk.

 

Gizli bir “yarı diriliş” için duyulan bir susuzluktur,

Bizim dileğimizdir, ona ulaşmak.

 

Benim, senin ve onun kayboluşudur aşk,

Hepsi orada, kaybettiğin ne varsa.

 

SESLER İÇİN BİR AYNA

Bir ayna oldum,

Sesler için bir ayna.

Şimşek ve kırmızı gülün feryadı

Ve gök gürültüsünün parlak kişnemesi

Kuruntu renginde akmaktadır

Benim içimde.

Bir ayna oldum,

Sesler için bir ayna.

Oraya bak!

Aç çocukların feryadı,

Kolonya kokusunun içinde,

Bakınız, duyulmaya değer, evet,

Çocukların feryadı.

Ötede, gül yapraklarının sessiz matemine doğru

Esmekte

Sonbaharın kanlı hançeresinin ney sesi.

Bir ayna oldum,

Sesler için bir ayna.

 

AKKAVAKLAR

Oraya bak, akkavakların olduğu yere,

Uyuyorlar, ama uyanıktırlar.

Kar ve buz tabakasının altında,

Aralık ayının karakışının boğucu havasından,

Yaşamı saklıyorlar

Ve hatıraları biriktiriyorlar

Ki Mart ayında,

Güneş açınca yağmurda

Saklandığı yerden açılsın diye.

 

Evet, çekici bir arzudur, ah!

Kış boyunca sürmesi bu zulmün.

Keşke biz de biriktirebilseydik yaşamı,

O aydınlık ve mutlu günler için.

Âşıkların ve uyanıkların zamanı,

Şu akkavaklara benziyor tıpkı.