ÇAĞDAŞ İRAN ŞAİRİ SOHRAB SEPEHRİ
Ali GÜZELYÜZ

İranlı Çağdaş şair Sohrab Sepehri, 7 Ekim 1928 tarihinde Kâşân'da doğdu. Posta ve telgraf idaresinde memur olarak çalışan babası Esedullah Sepehri’nin sanat ve edebiyata büyük bir ilgisi vardı. Aynı zamanda hattat olan babası, tar yapar, resim çizer ve tar da çalardı. Sohrab, resim çizmeyi babasından öğrendi. Daha sonra Güzel Sanatlar Fakültesi'nin resim bölümünü bitirdi. Şiir ve resme duyduğu ilgi aynı şekilde devam etti. Bir yandan Tahran'da şiirleri basılırken, bir yandan da resimleri sergilendi. Şair zaman zaman resim galerilerinde şiir geceleri düzenledi. 1961 yılından itibaren vefat edinceye kadar resim alanında çok sayıda ödül kazandı.
Hindistan, Japonya, İtalya, Yunanistan, Fransa ve Mısır seyahatleri, Doğu felsefesi, Budizm ve dinler tarihine duyduğu ilgi şiir ve resmine geniş bir görüş açısı kazandırdı.
İlk şiir kitabı Merg-i reng [Rengin ölümü] 1951'de basıldı. Zindegî-yi hâbhâ [Rüyaların yaşamı] 1953’te, Âvâr-i Âftâb [Güneşin göçüğü] ve Şark-ı enduh [Üzüntü Doğusu] kitapları ise 1961'de yayımlandı. Bu kitaplarında modern İran şiirinin kurucusu Nîma Yuşic'in etkisi açıkça görülmektedir. 1967 yılında yayımlanan Sedây-i pây-i âb [Suyun ayak sesi], Mosâfir [Yolcu] ve Hacm-i sebz [Yeşil hacim] adlı kitaplarında kendi kimliğini hissettirdi. Bu yedi kitabı 1977 yılında Mâ hîç, mâ nigâh [Biz hiç, biz bakış] adlı şiir kitabıyla birlikte Heşt kitâb [Sekiz kitap] adı altında basıldı.
Özgürce düşünmek, biraz sürrealizm, eşya ile kavramlar arasındaki ilişkilere şairane ve hayal kurarak yaklaşmak Sepehrî'nin şiirlerinin ana hatlarını oluşturmaktadır. Kimilerine göre bu özellik onu, Hint üslubunun büyük temsilcisi Bîdil'e yaklaştırır.
Sohrâb'ın şiirleri başlangıçta aşırı bir şekilde eleştirildi. Şair kötümser, sorumsuz, topluma sırtını çevirmiş biri olarak tanıtıldı. Bu eleştirilere aldırış etmeden yoluna devam eden Sohrâb'ın şiirlerinin en önemli özelliği şiirsel zenginliktir. Serbest vezinli şiirlerindeki uyum seslerde, sözcüklerde ve şiirin musikisinde aranmıştır.
Nîma'ya bağlı şairlerden biri olarak Batı taklitçiliğinden uzak kalan Sohrâb 21 Nisan 1980 tarihinde kan kanseri nedeniyle vefat etti.
Sohrab Sepehri’den bir şiir:
VE YOLDA BİR MESAJ
Bir gün geleceğim ve bir mesaj getireceğim,
Nur dökeceğim damarlara.
Ve “Ey sepetleri rüya dolu olan sizler!
Elma getirdim; güneşin kızıl elmasını.” diye haykıracağım.
Geleceğim; bir yasemin çiçeği vereceğim dilenciye.
Cüzamlı güzel kadına bir küpe daha armağan edeceğim.
“Ne seyredilesi bir bahçe!” diyeceğim görmeyen insana.
Seyyar satıcı olacağım; sokakları dolaşacağım;
“Şebnem var, şebnem, şebnem!” diye bağıracağım.
“Gerçekten de karanlık bir gece!” diyecek, yoldan geçen biri.
Bir Samanyolu bağışlayacağım ona.
Ayaksız bir kızcağız var köprüde;
Büyükayı'yı asacağım onun boynuna.
Ne kadar küfür varsa, toplayacağım dudaklardan.
Ne kadar duvar varsa, yıkacağım temelinden.
“Yükü tebessüm olan bir kervan geldi.” diyeceğim haydutlara.
Bulutları parçalayacağım.
Düğümleyeceğim gözleri güneşle, gönülleri aşkla, gölgeleri suyla, dalları rüzgârla.
Ve cırcır böceklerinin sesiyle bağlayacağım çocuğun düşünü.
Uçurtmalar salacağım havaya.
Sulayacağım saksıları.
Geleceğim, okşayışın yeşil otunu dökeceğim; atların, ineklerin önüne.
Şebnem kovasını getireceğim, susuz kısrağa.
Ve kovacağım yoldaki yaşlı eşeğin üstünden sinekleri.
Geleceğim, her duvarın üzerine bir karanfil dikeceğim;
Her pencerenin dibinde bir şiir okuyacağım.
Bir çam vereceğim her kargaya.
“Ne kadar da muhteşemdir kurbağa!” diyeceğim yılana.
Barıştıracağım,
Tanıştıracağım,
Yürüyeceğim.
Nur içeceğim.
Seveceğim.