| 41. | در اسرع وقت | [der esre'i vakt] En kısa zamanda, en kısa sürede |
| 42. | در بر گرفتن | [der ber giriften] İçine almak, kapsamak |
| 43. | در حاليکه | [der hâlî ki] Oysa, sırası gelmişken |
| 44. | در صورتيكه | [der sûretî ki] Eğer, -ması halinde, -ması durumunda |
| 45. | در عين حال | [der eyn-i hâl] Aynı zamanda |
| 46. | در ماندن | [der mânden] Çaresiz kalmak, aciz kalmak Eşanlamlı: گير افتادن Ek olarak: دوستم در ميان انبوهی از مشکلات درمانده است, Arkadaşım, bir yığın sorun arasında çaresiz kalmıştır. |
| 47. | در ميان گذاشتن | [der meyân gozâşten] Ortaya atmak, ortaya koymak |
| 48. | در نتيجه | [der netîce] sonuçta |
| 49. | در همين راستا | [der hemîn râstâ] Bu doğrultuda, aynı doğrultuda |
| 50. | دراز | [derâz] uzun |
| 51. | دراز کردن | [derâz kerden] uzatmak |
| 52. | دراز مدت | [dirâz-moddet] Uzun süreli |
| 53. | درام | [drâm] Drama |
| 54. | دراور | [derâver] şifonyer |
| 55. | درباره | [der bâre-yi] Hakkında |
| 56. | درخت | [dıreht] ağaç |
| 57. | درخشان | [dırehşân] parlak, parlayan |
| 58. | درخشيدن - درخش | [dırehşîden (dırehş)] parlamak, ışıldamak |
| 59. | درد | [derd] ağrı, acı, dert |
| 60. | درس | [ders] ders |