| 61. | درس خواندن | [ders hânden] ders çalışmak |
| 62. | درس دادن | [ders dâden] Ders vermek |
| 63. | درس عبرت گرفتن | [ders-i ibret giriften] İbret almak |
| 64. | درست | [dorost] doğru, dürüst |
| 65. | درست کردن | [dorost kerden] Yapmak, oluşturmak, hazırlamak |
| 66. | درسخوان | [dershân] çalışkan |
| 67. | درشکه | [doroşke] fayton |
| 68. | درگذشتن | [der gozeşten] Ölmek, vefat etmek Eşanlamlı: مردن Ek olarak: پدر دوستم هفتهء گذشته درگذشت, Arkadaşımın babası geçen hafta öldü. |
| 69. | درمانگاه | [dermângâh] Klinik |
| 70. | درنده | [der(r)ende] yırtıcı (hayvan) |
| 71. | درو کردن | [derov kerden] biçmek (ekin) |
| 72. | دروازه | [dervâze] kale |
| 73. | دروازه بان | [devâzebân] kaleci |
| 74. | دروازهبان | [dervâzebân] Kaleci |
| 75. | دروغ | [durûğ] yalan |
| 76. | دروغ گفتن | [durûğ goften] yalan söylemek |
| 77. | دروغگو | [durûğgû] yalancı |
| 78. | دريا | [deryâ] deniz |
| 79. | دريافتن | [der yâften] Anlamak, farkına varmak Eşanlamlı: فهميدن Ek olarak: تازه ديروز بود که رنج و اندوه او را دريافتم, Onun sıkıntısını ve üzüntüsünü daha dün anladım. |
| 80. | دزد | [dozd] Hırsız Eşanlamlı: سارق |